Gelecek Teknoloji ile İlgili Filmler – 2022

resim63899224
resim63899224

Gelecek teknoloji ile alakalı filmler, sinemaseverler tarafınca son vakit olabildiğince alaka gören yapımlar arasında yer alıyor. İşte, sizler de gelecek teknoloji ile alakalı filmler seyretmek istiyor ama ne izleyeceğinize karar veremiyorsanız, sizler için hazırlamış olduğumuz listeye göz atabilirsiniz.

Genel olarak gelecek, özelde ise gelecek teknoloji, adamın merak sardığı ve üstüne kuramlar ürettiği mevzular arasında başı çekiyor. Böyle bulunmasına asla şaşmamak gerek. Çünkü şimdilerde üretimden tutun da sağlık, eğitim, finans gibi çoğu alanın merkezinde teknoloji yer alıyor. Her sektör dijitalleşme yolunda köktencilik adımlar atıyor.

Hal böyle iken, insan geleceğin teknolojisinin iyi mi olacağını düşünmeden edemiyor. Hele ki bu mevzu ile alakalı ortaya atılan kehanetler git gide bu mevzunun bir merak unsuru haline gelmesini güçlendiriyor. Gelecek teknoloji, insanlık için bir tehdit oluşturuyor mu? Yoksa, geleceğin teknolojisi insanlığın refahını artıracak mı?

Öte yandan, teknolojiden faydalanmanın büyük oranda ekonomik güce bağlı olması kafaları karıştıran öteki soruları da bununla beraber getiriyor: Teknoloji, ekonomik gücü elinde bulunduran kesimin çıkarına mıdır? Teknolojiye erişimi olmayanların büyük bir çoğunluğu oluşturduğu düşünüldüğünde, teknolojinin kullanması varsıl ve fakir kesim arasında yarığı derinleştirebilir mi?

İşte, çok muhtelif çıkmazlara niçin olan gelecek teknolojinin iyi mi olacağı mevzusu beyaz perdenin da nemalandığı temalardan biri. Böylelikle, sinema dünyasının yukarıdaki sorulara yanıt niteliği taşıyan birbirinden renkli senaryoya imza attığını söylemek mümkün. Gelin, hep beraber sizler için hazırlamış olduğumuz gelecek teknoloji ile alakalı filmler listesine göz atalım.

İçindekiler

Gelecek Teknoloji ile İlgili Filmler

Bir önceki film listemizde sizler için suni zeka konulu filmleri derlemiştik. Şimdi ise gelecek teknoloji ile alakalı filmler listemiz ile karşınızdayız. Listede yer edinen filmler herhangi bir ölçüte göre sıralanmamış olup herhangi dağıtılmıştır. Ancak listedeki her filmin kesintisiz ve teknoloji ile iç içe bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Keyifli okumalar dileriz!

Avatar

Avatar, dünya genelinde bütün zamanların gişe kazanç rekorunu kıran 2009 yılı, Amerika yapımı bilimkurgu filmidir. Yapımın senaristliği ve yönetmenliği üstüne alan şahıs ise Titanic ve Terminatör gibi yapımlarıyla tanınmış James Cameron.

Bu yapıtıyla seyirciyi yaratıcı bir gelecek tasvirinin yanı sıra, adeta bir resim şölenle buluşturuyor. Film 83. Akademi Ödülleri’nde 3 ödül alıyor. Yapım, bu ödülleri kullanılan ileri ses ve imaj teknolojilerine borçlu. Seyircilerle buluşmuş olduğu dönemde uzun süre dillerden düşmediğini de transfer etmek gerek.

Filmin mevzusuna gelecek olursak, öncelikle filmin 2154 senesinde geçtiğini belirtmekle giriş yapalım. 22. yüzyılda artık dünyada kaynaklar tükenmiştir. Bu açıdan, filmdeki gelecek tasvirinin karanlık bulunduğunu söylemek mümkün.

Böyle bulunmasına rağmen, gelecek teknolojileri bakımından insanlığın üst seviye bir teknolojiye ulaşmış olduğu görülüyor. Şöyle ki: Dünya yaşanılabilir bir gezegen olmaktan çıkınca, insanlık yeni bir gezegen bulmak için kolları sıvıyor. Askeri bir firma olan RDA ise Pandora isimli bir gezenin varlığından haberdar.

Pandora, inanılmaz tabii zenginliklere haiz ve halkın doğayla ahenkli bir halde yaşamış olduğu bir gezegen. Burada yaşayanlar ise insansı görünümlü ve mavi tende Na’vi halkı. Halk, Eywa isminde bir ana tanrıçaya sahip. Bu halk kendilerine tehdit unsuru oluşturan bir vaziyet olmadıkça barışçıl bir toplum.

İşte, askeri şirket, Pandora’da yaşayan halkı ve buradaki kaynakları gözlemlemek amacıyla, Avatar isimli bir sistem kuruyor. Bu sistem ileri bir teknolojiye sahip. İnsanların sinirsel irtibat vasıtasıyla denetim ettiği, yarı Na’vi yarı insan vücudunda olmalarına imkân tanıyan bir teknoloji.

Yarı felçli ve eski bir deniz piyadesi olan Jake Sully ise gönüllü olarak uygulamaya dahil olmak ister. RDA bu teklife pek sıcak bakmasa da kabul eder. Böylelikle Jake, daha ilkin kardeşi için geliştirilen avatar sürücüsünde yaşamaya başlar. RDA’nın başkanı Sully’e halkın içerisine sızıp Yuva Ağaç ile alakalı malumat toplaması koşuluyla, bacaklarına çözüm bulabileceğini söyler.

İlerleyen süreçte işler öteki bir ebat kazanır. Sully, Pandora halkıyla kaynaşır. Hatta Na’vi prenseslerinde Neytiri’ye aşık olur. İşte, resim bir şölen ve romantizmin yanına eklendiği fantastik bir bilim-kurgu seyretmek isteyenler için Avatar en uygun bir yapım. Şimdiye kadar izlemediyseniz mutlaka listenize eklemeniz gerekiyor.

Passengers

Oldukça enteresan mevzusuyla dikkatleri üstüne çeken Passangers’ın IMDb puanı 10 üstünden 7 olarak anlatım ediliyor. Yönetmen koltuğunda Morten Tyldum’un oturmuş olduğu yapım, 2016 senesinde sinemaseverlerle buluşmuştu.

Eleştirmenler tarafınca tam anlamıyla ne fena ne de iyi yorumlar aldığını söyleyemeyeceğimiz yapımın izlemeye kıymet bulunduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Onu izlemeye kıymet kılan başta söylediğimiz gibi, enteresan konusu.

Film, gelecekte tabii kaynakların tükenebileceği senaristliği üzerine, gönüllü olarak 5000 kişinin Homestead II isimli gezegene koloni oluşturmak amacıyla yolculuğa çıkmalarını mevzu alıyor. Yolcular fer hızının yarı süratiyle yol alan Avalon isimli feza gemisiyle 120 sene süresince seyahat edeceklerdir.

Böylelikle, yolcular 120 sene sürecek olan yolculuklarını geminin içerisinde bulunan uyku kapsüllerinde geçireceklerdir. Sistem onları varıştan dört ay ilkin uyandıracaktır.

Fakat yolculuktan 30 sene sonra uyku kapsüllerinden birinde arızalanma oluyor. Jim Preston isimli erkek hedefe varıştan 90 sene ilkin uyanıyor. Preston kendi haricinde kimsenin uyanık olmadığını görür görmez hayrete kapılıyor. Kapsülün bozulduğunu anlar anlamaz bunun nedenini araştırmaya koyuluyor.

Bu duruma çare bulamayan Preston’un gemide konuşabileceği tek şahıs ise yemek alanında barmenlik yapan suni zekaya haiz bir robot. Aradan günler, aylar geçiyor. Bir süre sonra yalnızlıktan ve çaresizlikten bunalan adam, kapsülde uyuyanları uyandırmanın bir yolunu buluyor.

Ancak bu onu vicdani açıdan birtakım sorgulamalara itiyor. Ya yalnızlığına son verecek ya da ömrünün bitimine kadar tek başına gemide ölümü bekleyecek. Ancak Preston birini uyandırırsa, o kişinin kaderini belirleyeceğinin de farkında.

Çaresiz adam, nihayet bir karara varıyor. Daha fazla yalnızlığa katlanamayan erkek birini uyandırmaya karar veriyor. Daha ilkin gemideki kişileri tanıtan videoyu izleyen erkek yazar olan Aurora’nın kapsülünü bozuyor. Olaylar tam da bu aşamada patlak veriyor. Çünkü Aurora’nın onu uyandıran kişinin Preston olmasından haberi yok. O, uyku kapsülünün arıza sebebiyle bozulduğunu düşünüyor.

Anlaşıldığı üzere, filmin bilim-kurguya eklemlenen duygusal mevzusuyla geleceğin teknolojisi ile alakalı derinliğe haiz olmadığını söylemek mümkün. Ayrıca, imal yer yer mantık hatalarına yer veriyor olsa da alaka cazibeli mevzusu sebebiyle izlemeye değer!

Gamer

Gamer, eleştirmenlerin iyi ya da fena not verme mevzusu ile alakalı çelişkide kalmış olduğu yapımlardan bir diğeri. Böyle bulunmasına rağmen, geleceğin teknolojisinin korkutucu boyutlarını çevrimiçi bir oyun üstünden ele alan imal olabildiğince dikkat çekici.

2009 senesinde vizyona giren filmin senarist ve yönetmenliği Mark Neveldine ve Brian Taylor ortak olarak üstleniyor. Yapımın IMDb puanı 10 üstünden 6.

Öncelikle, filmin bizler için yakın gelecek olan 2034 senesinde geçtiğini belirtelim. Tarihler 2034’ü gösterdiğinde insanların bir öteki adamın bakış açısından görmesine ve öteki insanların davranışlarını denetim etmesine imkân tanıyan nanit teknolojiyle karşılaşıyoruz.

Filmde, bu teknolojiyi bulup dünyanın en varlıklı insanı olan şahıs Ken Castle isimli bir yazılımcı. O, Nanex ismini vermiş olduğu bu ileri teknolojiyi geliştiriyor. Bu teknolojiyi de Society ismini verdiği bir oyuna entegre ediyor.

Bu oyunda, oyuncular oyunun içerisinde yer edinen canlı aktörleri manipüle etme kabiliyetine sahip. Başka bir deyişle, oyuncuların avatarları canlı birer insan.

Bu oyunun bir parçası olan Slayers isimli oyunda John Kable Tillman isimli bir erkek ise en yüksek skoru getiren bir savaşçı. Kable’ı denetim eden ise varlıklı bir ailenin evladı ve bunun yanı sıra o çağın meşhur starı Simon.

Filmde bir de Humanz isimli bir öbek var. Bu grubun amacı, Ken Castle’ın pis çamaşırlarını ortaya dökmek. Çünkü insanoğlu onun yarattığı teknolojinin hangi amaca hizmet ettiğinin bilincinde değil. Bu yüzden grup, Ken’in katılmış olduğu bir programın yayınını hackler.

Onun amacının temel olarak insanların iradelerini tamamiyle devre dışı bırakmak bulunduğunu açıklar. Aynı zamanda onlar Society oyununun içerisine sızar ve programı bozar. Castle ilk sırada onları pek dikkate almaz, ta ki Kable isimli oyuncunun üst üste almış olduğu galibiyetler yankı uyandırana kadar.

Bunun üstüne Ken, bir terslik bulunduğunu farkına varır ve duruma el atmaya karar verir. O, Kable’ın can sıkan başarısının önüne geçmek için oyuna bir hapishane mahkumu sokar. Böylelikle, oyun yeni bir ebat kazanır. Eğer, zihin denetim teknolojisi mevzusuna meraklıysanız, Gamer tam da sizler için!

Oblivion

Oblivion, aksiyon ve bilim-kurgunun birbirine harmanlandığı ve yönetmen Josep Kosinki’nin çizgi romanından adaptasyon bir yapım.

Filmin hikâyesi, 2077 senesinde geçiyor. İnsanlık, uzaylılarla nükleer silahların kullanıldığı bir savaşa giriyor. Bu savaşı insanlık kazanmış olsa da dünya yaşanılmaz bir yere dönüşüyor. Kendini savaştan kurtarabilenler bir araya gelip Satürn’ün uydusu olan Titan’a yerleşiyor.

İnsanlar gerek duydukları enerjiyi ise dünyadan aldıkları suyla sağlıyorlar. Filmin baş kahramanı ve insansız hava araçlarının bakımından görevli Jack Harper bu savaştan haberdar. Ancak onun ilişki yaşamış olduğu iletişim subayı, Vica ile hafızaları emniyet sebebiyle siliniyor.

Böyle bulunmasına rağmen, Jack devamlı geçmişe dair silik vakalar anımsıyor. O, rüyalarında bir kadın görüyor. Bu rüyalara anlam verememekle beraber, insanların savaşı kazanmasına karşın niçin dünyada yaşamadıklarını merak ediyor.

Bir gün Vica ile beraber son görevlerini yapmak suretiyle dünyaya giden Jack, 60 sene öncesine ait bir vasıta buluyor. Aracın içerisindeki kapsüllerin birinde sıklıkla rüyalarına giren kadının bulunduğunu görüyor. Vica’nın onun bu olayın peşine düşmemesi gerektiği yönündeki uyarılarına kulak asmıyor.

Bu olayın üstüne düşen Jack, gerçeklerle yüzleşmek için elinden geleni ardına koymuyor. Geleceğin dünyasına dair karanlık bir tasvir sunan Oblivion, gelecek teknoloji ile alakalı filmler arasında yer alıyor. Yapımın IMDb puanı ise 10 üstünden 7.

Minority Report

2002 yılına damga vuran filmler arasında yer edinen Azınlık Raporu, gelecek teknolojisi ile alakalı filmler arasında özgün mevzusuyla ön plana çıkıyor. Yönetmenliğini Steven Spielberg’ün üstlendiği yapım, Philip K. Dick’in aynı isimli kısa hikayesinden uyarlama.

Filmin mevzusu 2054 senesinde geçiyor. Geleceğe dair sıradan bir hayatı gözler önüne koyan filmde, ileri teknolojik mamüller arasında fütürist taşıtlar, etkileşimli dergiler, havada uçan araçlar yer alıyor.

Minority Report’un gelecek konulu filmlerden işleniş yönü bakımından ayrı bir yerde durduğunu söylemek mümkün. Çünkü filmin gelecek tasviri izleyiciye gelecekte pek de bir farkın olmadığını ama kaydedilen teknolojik ilerlemeden faydalanabileceğimiz mesajını veriyor.

Teknolojiden ileri düzeyde faydalanabileceğimiz alanlardan biri ise güvenlik. Buna göre, Minority Report katliam olaylarının öngörülebildiği ve durdurulabildiği bir çağ düşünmemizi istiyor. Artık cinayetler daha önceden biliniyor ve zanlıya suçu işlemeden müdahale etmek mümkün.

Bu işi yapan, Adalet Bakanlığı’na bağlı “Pre-Cogs” ismi verilen kabahat önleyici organizasyon. Onlar, hem psişik birtakım güçlere haiz hem de ileri teknolojik aygıtlardan faydalanan görevliler. Şef John Anderton ise Pre-Cogs oluşumunun en gözde ismi. Başarılarıyla kendini kanıtlamış ve ismini bir numaraya yazdırmış olan kabahat önleyici.

Bir gün, yeni bir vazife alan bu erkek suçluyu yakalamak için harekete geçiyor. Fakat sistemin şüpheli duyuru etmiş olduğu ismin kendisi bulunduğunu gördüğünde büyük bir şaşkınlığa uğruyor. Tom Cruise’un başrolde bulunmuş olduğu yapım, bilim-kurgu ve aksiyonu bir arada görmek isteyen film meraklılarına göre! Filmin IMDb puanı ise 10 üstünden 8,4.

Elysium

Geleceğin teknolojisi ile alakalı karamsar kehanetlere misal teşkil eden bir öteki imal Elysium. 2013 yılı Amerika yapımı filmin yönetmen koltuğunda Neill Blomkamp oturuyor.

Filmin hikâyesi uzak gelecek olan 2154 senesinde geçiyor. Bu imal da gelecek teknoloji ile alakalı çoğu film gibi, gelecekte tabii kaynakların tükendiği varsayımı zemininde mevzuya giriş yapıyor. Ancak onlardan değişik olarak, bu durumun ve ileri teknolojinin insanlığı iki sınıfa ayırdığından laf ediyor.

Buna göre gezegende artık iki derslik mevcut: Bir yanda ileri teknolojiden nemalanan ve refah içerisinde yaşayanlar, öteki tarafta ise sefalet içerisinde yaşayanlar. Refah içerisinde olan sınıf, Elysium isimli feza istasyonunda yaşıyor. Geriye kalanlar ise sefalet ve kaos içerisinde dünyada yaşamaya devam ediyorlar.

İki derslik arasında meydana getirilen anlaşmaya göre, Dünya’dan Elysium’a geçiş mutlaka yasak. Ancak anlaşma, Dünya’da yaşayan ve bir robot fabrikasında çalışan Max’in bir hastalığa yakalanmasıyla bozuluyor.

Aslında Max’in küçüklükten beri hayali Elysium’da yaşamak. Ancak Max orada yaşamayı hak eden sınıfın bir üyesi değil. Ne yazık ki, bu talebi bir hayalden öteye geçemiyor. Robot fabrikasında çalışan erkek bir gün aşırı radyasyona maruz kalması nedeniyle, çok kısa bir ömrünün kaldığını öğreniyor.

Dünyada ise onun medikal ihtiyacını karşılayacak bir deva yok. Ancak ileri teknolojiye haiz olan ve çoğu medikal malzemenin bulunmuş olduğu Elysium’da istediği deva mevcut. Bunu bilen Max, gözünü karartıyor ve oraya gitmeye karar veriyor.

Max’in bu kararı sadece bireysel bir karar olmaktan öteye gidiyor, bütün insanları ilgilendiren bir meseleye dönüşüyor. İşte, geleceğe dair distopik bir dünya tasvirinde bulunan imal eleştirmenlerden tam not almamış olsa da sınıfta kalmıyor. Filmin IMDb puanı 10 üstünden 6,6.

Hafta sonunu kendini çok yormadan izleyecekleri bir filmle geçirmek isteyenler için Elysium iyi bir seçenek olabilir.

Looper

Looper, senaryosunu ve yönetmenliğini Rian Johnson’ın üstlendiği, 2012 yılı Amerika yapımı bilim-kurgu. Filmin IMDb puanı 10 üstünden 7,4.

Gişede istenilen başarıyı yakalayan filmin, öteki filmlere nazaran geleceğe dair daha realist bir yaklaşım sunduğunu söylemek mümkün. Filmde ileri teknolojinin ürünlerine geniş yelpazede yer verilmediğini söylemem sizi hüsrana uğratmasın.

Çünkü filmde, aşağı yukarı her adamın ilgisini çektiğini söyleyebileceğimiz vakit makinesiyle karşılaşıyoruz. Bu kez seyahat yaptığımız gelecek tarih ise 2074 yılı.

Bu devre her ne kadar vakit makinesi teknolojisi insan hayatına dahil olsa da devletler tarafınca kullanması yasaklanıyor. Bu teknolojiyi elinde tutup ondan faydalanan öbek ise yasa dışı çeteler.

Bu teknoloji aracılığıyla, çeteler tarafınca öldürülmesi istenen kişiler 30 sene öncesine gönderiliyor. Geçmiş tarihte çeteler adına çalışan ve Looper ismi verilen kişiler ise iş bitirici. İşte, filmin baş kahramanı Joe çetelerin en gözde suikastçisi.

Bir gün Joe’ya yeni bir vazife geliyor. Otuz sene öncesine gidiyor ve çete tarafınca öldürülmesi istenen kişinin kendisi bulunduğunu görür görmez işler karışıyor. Hikayesiyle, ucundan da olsa Minority Report’u çağrıştıran yapım, realist bilim-kurgu ve aksiyon sevenler için izlemeye değer!

Children of Men

IMDb puanı 10 üstünde 7,9 olan Children of Man, izleyiciye dozunda bilim-kurgunun yanına eklemlenen stres dolu anlar yaşatıyor. Alfonso Cuarôn’un yönetmenliğinde olan yapım, P.D. James’in 1992 senesinde duyurduğu aynı isimli kitapta uyarlama. Bu noktada, film ve kitap arasında birtakım farklılar bulunduğunu söylemek mümkün.

Örneğin, kitapta öykü gelecek vakit olarak 2021 senesinde geçiyor. Filmde ise 2027 senesinde geçiyor. Filmin 2006 senesinde vizyona girmiş olduğu düşünüldüğünde, bu değişim olabildiğince uygun görünüyor.

Gelelim, filmin konusuna. Öncelikle, işe filmin olabildiğince özgün bir senaryoya haiz bulunduğunu söylemekle başlayalım. Takvimler 2027’yi gösterdiğinde, hanımlar sebebi belli olmayan bir sebepten dolayı doğurganlık özelliklerini yitiriyorlar. Bu nedenle, en ufak yaşta olanlar 18 yaşında.

Ayrıca, dünyada yine kaynakların tükendiği varsayımıyla karşılaşıyoruz. İngiltere ise dünyanın en sıhhatli kalan tek ülkesi olarak karşımıza çıkıyor. Hal böyle olunca, insanoğlu akın akın İngiltere’ye göç ediyor.

Ancak kıtlık ve kaynak yetersizliği yetmezmiş gibi, sığınmacı problemi ve ırkçılık ayyuka çıkmış durumda. Dünya bir nevi kaos içinde. Filmin baş kahramanı Theo Faron ise bu kaos içerisinde yaşayan insanlardan biri. Mültecilere yardımcı olan bir terörist grubunun başı olan eski eşi Theo’dan yardım istiyor. İstediği yardım ise iki mülteciyi öteki bir yere götürmesi.

Para karşılığı teklifi karar veren Theo’nun bu tarzı onu bambaşka vakalarla karşılaştırıyor. Mültecilere yardım için harekete geçen Theo, onlarla beraber yolda saldırıya uğruyor. Ardından, onlarla beraber kaçıyor ve bir gurubun yanına yerleşiyor.

Burada kaçak göçmenlerden biri olan Kee isimli kadının gebe bulunduğunu öğreniyor. Faron, bu vaka karşısında olabildiğince umutlanıyor. O, kadının “insan projesi” isimli gruba teslim edilmesi icap ettiğini öğreniyor.

Orada çıkan çatışmanın sonrasında Theo, hanımı yanına alıyor. Ancak İngiltere’de yaşanmış olan kaos ortamı onun bu sıkıntılı rolü yerine getirmesi noktasında güçlükler çıkarıyor. Theo ve Kee ordu, çete ve sığınmacılar arasındaki savaşın ortasında kalıyor.

Kapitalist sistemin çarpıklığını ve ırkçılık sorununu geleceğe dair sunmuş olduğu distopik dünya içerisinde ele alan yapım, gelecek konulu filmler arasında özgün bir yere sahip.

The Martian

Andy Weir’in aynı isimli romanından adaptasyon olan yapımın yönetmen koltuğunda Ridley Scott oturuyor. 2015 yılı yapımı olan filmin mevzusu ise yakın bir gelecekte, 2035 senesinde geçiyor. Ares III mürettebatı Melissa Lewis isimli kadının komutanlığında Mars’a gitmek için yola çıkıyor. Mars’a ulaşan takım bir müddet sonra toz fırtınasıyla karşılaşıyor.

Bu sırada, astronotlardan Mark Watnay’in kıyafeti deliniyor. Giysisi delinen erkek fırtınanın da etkisiyle olduğu yerden ileriye sürükleniyor. Aynı zamanda ekiple iletişim kurduğu aracı da kaybediyor.

Komutan Melissa Lewis ise kadrosunu toplayıp rolü iptal etme kararı alıyor. Fakat onlar Mark Watnay’e ulaşamıyor. Bulunduğu yere gittiklerinde onu göremeyen takım onun öldüğünü düşünüp dünyaya geri dönüyorlar.

Ancak sanılanın aksine, astronot Mark Watnay mucizevi bir halde hayatta kalmayı başarıyor. Bir şekilde Mars’ta hayata tutunmaya kararlı olan bu erkek bir yolunu bulup dünyaya sinyal göndermeye çalışıyor.

İşte, Mark Watnay’in inanılmaz hayat mücadelesini mevzu alan film, ortaya kusursuz bir iş koyuyor. Yapımın IMDb puanı 10 üstünden 8.

Sunshine

Sunshine, kendisini dünyaca meşhur Slumdog Millionaire yönetmenliği Danny Boyle tarafınca meydana getirilen 2007 yılı İngiliz yapımı bilimkurgu. Filimin mevzusu enteresan olmakla beraber, yapımın kendi içerisinde çelişkiler taşıdığını söylemek mümkün. Bu çelişkilere rağmen, filmin izlemeye kıymet bulunduğunu söylemek mümkün. Filmin IMBd puanı ise 10 üstünden 7,2.

Sunshine’ın hikâyesi 2057 senesinde geçiyor. Takvimler 2057’yi gösterdiğinde Güneş artık dünyayı ısıtmakta kifayetsiz kalıyor. İnsanlık ise bu duruma bir çözüm bulma arayışında. Bu yüzden, bir feza gemisi güneşe yollanıyor. Ancak henüz göreve başlamadan ilkin vapur başarısız oluyor. Geminin niçin başarısız olduğu ise merak konusu.

7 sene sonra, bir vapur daha göreve çıkıyor. Mürettebatın amacı şiddetli patlamalar yoluyla Güneş’i eski ısısına kavuşturmak. Mürettebattakiler bu yolcuğun bir dönüşü olmadığının farkında. Fakat gemi, daha ilkin ortadan kaybolan gemiyi bulmak amacıyla rotayı değiştiriyor.

Böyle yapmalarının nedeni, göreve çıkan ve tekrar haber alınamayan gemideki patlayıcıları alıp daha şiddetli bir patlama yaratmak. Bu noktada, film yeni bir ebat kazanıyor. Seyirci sadece güneşin eski ısısına kavuşup kavuşmayacağını değil, ilk geminin niçin başarısız olduğu mevzusu ile alakalı meraklanıyor.

Ready Player One

Gelecek teknolojileri ile alakalı bir film sıralamasında mutlaka bulunması ihtiyaç duyulan bir imal da kuşkusuz Ready Player One oluyor. Steven Spielberg gibi usta bir yönetmenin elinden çıkan film, bilhassa son dönemde artış yayınlayan metaverse furyasını son aşama etkin bir halde işliyor.

Gelecek bir tarihte geçen Ready Player One, halkın belli bir kesiminin gittikçe fakirleştiği bir düzeni anlatıyor. Bir kesimin zenginliği artışı sürdürürken öteki bir kesim yiyeceği yemeği bile bulamaz halde harabe ve dökük binalarda yaşıyor.

Halkın bu korkutucu harbiden kaçması ise OASIS isimli bir platform vasıtası ile gerçekleşiyor. Bir sanal gerçeklik gözlüğü ile bağlanılan OASIS platformu, insanlara sanal bir hüviyet ve hayat sunuyor. İşin can alıcı noktası reel dünya ile bu sanal evrenin iç içe geçmiş olması. OASIS’de kazanılan paranın reel dünyada da bir karşılığı oluyor.

Bu mevzuyu son aşama keyifli ve sade bir halde ele alan Ready Player One mutlaka izlemeniz ihtiyaç duyulan yapımlardan. Ayrıca filmimizde günümüz tanınmış kültürüne çoğu atıf yapıldığını da söyleyelim.

Sizler için hazırlamış olduğumuz, gelecek teknoloji ile alakalı filmler listemizin sonuna geldik. Sizler de yorumlar kısmından bizlerle gelecek teknoloji ile alakalı film önerilerinizi paylaşabilirsiniz.